Bir deri,bir kemik dolaşıyordu sokaklarda,soğuktu, rüzgarlıydı sokaklar.Onu dibe sürükleyen bir düşman gibiydi.O minik vücuduyla küçücüktü, kocaman dünyanın ortasında.Hayat sonsuzcamışsına dolaşıyordu.Ta ki rüzgar onu sürükleyip en dibe batırıncaya kadar.Kimsesiz bir toz parçasıydı,yapayanlız,kimliksiz sadece sonsuzluğu kanıtlayan.Sabah yanlız uyanan kocaman ve küçücük evinde,gözünü açtığında tek ona seslenen camına vuran yağmur damlaları vardı.Neden ona hala yaşadığını sorarmışçısına.Eğer o ölmüyorsa sonsuzluk vardı.Hem de bitmeyen bir azap gibiydi hayatı.Sokaklar kasvetli,yürürken insanların önüne hoyratça atılmış gibi hissediyordu onların bakışları aklında kelimelerle buluşuyordu.Oysa ki o küçücük bir kızdı sadece annesini özleyen ve onu ümitle her delikte arayan ama onu kucaklamak için kimse yoktu sadece İstanbul'un ince ince olan her adımda koyulaşan ve çirkileşen kolları vardı.Köşeyi döndüğünde anda karanlığın orada olduğunu biliyordu ve kayıtsızca yürüyordu fakat oraya varamıyordu.O yolda yürüdükçe yol uzuyor,zorlaşıyordu.Her saniye şeytanlar onunlaydı ve kulağına fısıldıyordu gidişinin ne kadar görkemli olucağını.Kulak asmamaya çalışıyordu fakat karanlığın içinde süzülüyordu.Fakat o bir gün,dibe kadar indi ciğerleri havasızlıktan yırtıldı,kemikleri birbirine çarptı ve kırıldı,kalbi gözyaşıyla boğuldu,gözleri ise gözbebeklerinden içeri kendine döndü ve içini gördü,kendi içindeki yaralarını,içini görmek herşeyden çok acıttı canını.Başı havadayken,o hiç eğilmez başı, o zaman herşey çok rahattı.Çünkü bitmeyeceğini düşündüğü bir yol vardı.Ama başı yerdeyken artık hiç bi şey eskisi gibi değildi.Eskisinden de güçsüzdü,eskiden adım atmakta zorlanan bacakları,şimdi onu taşıyamayacak kadar güçsüz kalmıştı.Kolları da onu yukarı kaldıramazdı.Olduğu yerden gökyüzünü izledi.Gerçek hayat onun için gökyüzü gibiydi.Öyle güzel ve duru.Bir o kadar gerçek ve yattığı yerden bir o kadar uzak.Artık yerde yatmak,karanlığın dibine yol almak istemiyordu.İmkansız gibi gözükse de ,o ayağa kalkıp gökyüzüne yakın olmak istiyordu.Güçlü olduğuna inandı ve ayaklarının tökezleyerek onu gökyüzüne yaklaştırmasına minnet duydu.Soluk nefesleri artık gökyüzünde rahat birer nefesti.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
21 Ağustos 2011 Pazar
Sancı
Eğer bir kalbim olsaydı
Üşümezdim kışları.
Sadece soğuk rüzgarlar
Yalayıp geçmezlerdi ellerimi.
Eğer olsaydı
Başkalarının ellerini ısıtabilirdim.
Gözlerine sıcacık bakışlar kondurabilirdim.
Başkalarını değil ama kendimi aldatmazdım.
Göğüsümde her saniye çalan bir şarkı olsaydı
Ağlayabilirdim,düşünmemektense
Düşünmeden sarılabilirdim
Her seferinde bir şey kelebeklendiğinde
Mükemmel işleyişe dahil olurdum
Her gün ölmektense
Sevebilirdim çiçek bahçesindeki kardeleni
Her gün onu öldürmektense.
Üşümezdim kışları.
Sadece soğuk rüzgarlar
Yalayıp geçmezlerdi ellerimi.
Eğer olsaydı
Başkalarının ellerini ısıtabilirdim.
Gözlerine sıcacık bakışlar kondurabilirdim.
Başkalarını değil ama kendimi aldatmazdım.
Göğüsümde her saniye çalan bir şarkı olsaydı
Ağlayabilirdim,düşünmemektense
Düşünmeden sarılabilirdim
Her seferinde bir şey kelebeklendiğinde
Mükemmel işleyişe dahil olurdum
Her gün ölmektense
Sevebilirdim çiçek bahçesindeki kardeleni
Her gün onu öldürmektense.
Soyutlanma
Herkese sözcükler hediye eden bir adam,herkesin içinde sana o gözleriyle gülümseyen o adam,fakat bir tek sensin fark eden onun gülüşlerini.Çoğu zaman aklında uçuşur onun gülüşleri ,aklın gördüğün şeylerin birer halüsinasyon olduğuna inandırmaya çalışır seni.Nitekim de doğrudur belki,nice geceler,nice güzellerle gezmektedir belki de,veya belki de değil gerçekten de öyledir.Fakat bu güzel adam nicesini sevmiştir,gönülünü eğlendirmiştir,bana neden gülümser,gözlerinin içine alır ve bir ipek gibi sarar,bir yaşanmışlık süre gelir sonsuz saniyeler içinde.Koca bir hayat paylaşırsınız,kimsenin bilmediği bulunmadığı bir dünyanın içinde.Bir anda herşey sona erer ve insanlar belirginleşir,vücudun üstüne bir ağırlık gibi çöker,hayatta insanların kendine söylediği dayanılmaz yalanlar yayılır soluduğun havaya.Oysa ki ne kadar masumdur her şey sadece size ait olan o dünyada.İlk dışarı adım attığınızda birbirinize yabancılaşırsınız bir anda.İnsanlar aranıza girer,çünkü bilmezler sizin birbirinize ait olduğunuzu,anlayamazlar sadece birbirinizin limanında demir atabileceğinizi.Gerçek dünyada sadece size ait yıldızlar kalır,baktığınızda bir parça görebileceğiniz.Çünkü onlarda sizin gibi ulaşılmazlardır sadece gökte asılı durup gülümserler size.Karanlıkta aydınlatırlar ama güneş kadar yakın olup sizi ısıtmazlar.Güneşin her küçük ışığında onu ararsınız fakat o her yerde parlayan güneş gibi değildir,o sadece karanlıkta parlayabilen bir ışıktır.Nefesi bir güzelden diğer bir güzele geçer,ve daha da azalarak sana hiç bi şey kalmayarak gelir,tükenmiş.Bazı günler gözlerinizin içinde hiç bir şey kalmayarak.Sen ise erkeklerin kara gözlerinde her gün eriyerek bitersin bir ateş gibi sararlar etrafını,ama hiç bi zaman senin duvarlarını aşamaz kıvılcımlar ve yakamaz seni sadece duvarlarını siyaha boyarlar.Senin umrunda olmaz çünkü tek istediğin onu duvarlarının içinde istemendir.Sadece bu onu bilemez,senin gözlerin artık aynı değildir,göz bebeklerin onun dışında başka herkesle yıkanmıştır ve hiç bi renk kalmamıştır.Sözcükleri renkli renkli hediye paketlerine koyup onları savuran ve en sonunda bir yosmanın kucağına düşüren bir adam,senin için tek bir kere dudaklarını bile oynatamaz.Ne acı ...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)